Acı üzerine;
Sonra bir kadın söz aldı ve bize Acı’dan söz et, dedi.
Ve El Mustafa yanıtladı:
Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl ki, bir meyvenin yüreğinin güneşi görebilmesi için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir..
Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz acınızı mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı.
Tıpkı tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gb, yüreğinizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz,
Pişmanlık ve üzüntülerinizin kış’ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz.
Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir.
İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır.
Bu nedenle,içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükunetle ve yatışarak için.
Gerçi Onun eli ağır ve serttir, ama Görülemeyen'in yumuşak eli tarafından yönetilmektedir.
Gerçi uzattığı kadeh dudaklarınızı yakar, ama çamuru Çömlekçi’nin içine Kutsal gözyaşlarını kattığı çamurdandır.
(Halil Cibran)
28 Nisan 2012 Cumartesi
24 Nisan 2012 Salı
21 Nisan 2012 Cumartesi
işte böyle..
olur olmadık kişilere selam eylersin de bir kardeşin gelmez..gün içre akla gelir de bi kardeşin bilmez:)
14 Nisan 2012 Cumartesi
yaşam şuncağız bir şey işte
yaşam şuncağız bir şey işte
bir defter kalır gidenlerden
ayrı düştüklerimizden bir kitap
yıllar sonra aklına gelir de birden
bakarsın/kuytu dalında bir sayfanın
incecik izler var;
diretmişliğimizden
yaşam şuncağız bir şey işte
altı çizilmiştir kimi satırların
"gelseydiniz, karışsaydı gözleriniz çayın buğusuna
böyle koymazdı tozutarak esmesi karın"
okursun/için burkulur da biraz
derin gizleri vardır;
birikmiş eski mektupların
yaşam şuncağız bir şey işte
bir dostun ölüm haberi gelir
bir ihzar müzekkeresi bir arama emri
sen bir ilmek daha atarsın acının şiirine
duyarsın/biri sevdiğini son kez öper ağzından
sokaklar iz tarlası;
adresin belirsizdir
yaşam şuncağız bir şey işte
güneş fabrika duvarlarına düşünce
sessiz adımlarla yürür sabahı umut
karışsan yankıların bir ışık salkımında yitişine
dinlersin/yazılmamış bir tarihin
yalın dipnotudur bunlar;
yazılır günü gelince
Emirhan OĞUZ
(Ateş Hırsızları Söylencesi)
bir defter kalır gidenlerden
ayrı düştüklerimizden bir kitap
yıllar sonra aklına gelir de birden
bakarsın/kuytu dalında bir sayfanın
incecik izler var;
diretmişliğimizden
yaşam şuncağız bir şey işte
altı çizilmiştir kimi satırların
"gelseydiniz, karışsaydı gözleriniz çayın buğusuna
böyle koymazdı tozutarak esmesi karın"
okursun/için burkulur da biraz
derin gizleri vardır;
birikmiş eski mektupların
yaşam şuncağız bir şey işte
bir dostun ölüm haberi gelir
bir ihzar müzekkeresi bir arama emri
sen bir ilmek daha atarsın acının şiirine
duyarsın/biri sevdiğini son kez öper ağzından
sokaklar iz tarlası;
adresin belirsizdir
yaşam şuncağız bir şey işte
güneş fabrika duvarlarına düşünce
sessiz adımlarla yürür sabahı umut
karışsan yankıların bir ışık salkımında yitişine
dinlersin/yazılmamış bir tarihin
yalın dipnotudur bunlar;
yazılır günü gelince
Emirhan OĞUZ
(Ateş Hırsızları Söylencesi)
11 Nisan 2012 Çarşamba
Hani babam bir şarkı söyler, duydun mu?

''Mukâdderatın dolambaçlı mekanizması karşısında kimin suçlu , kimin mağdur olduğuna kolay kolay hükmedilemez.İsa kendi katilini eliyle dürttü. Akılda olmayan şeyi onun aklına getirdi.......
Hani babam bir şarkı söyler, duydun mu?
Beni hicrâna âşinâ eden baht-ı siyâhımdır
Seni hep bîvefâ eden benim baht-ı siyahımdır.''
Ülker Fırtınası (1944)
SAFİYE EROL
9 Nisan 2012 Pazartesi
'sesin kıvrılıp büküldüğü yerde..'
M. Okay anısına
8 Nisan 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)